glitter-graphics.comROONEY KAFA OYUNU SPACE İLE KAFA ATIN OYUNUN SONUNDA SPACE İLE ZIPLAYINŞAMPİYONLAR LİGİ OYUNU x şut z pas oyuncuları ok tuşlarıyla yönlendirin.kupayı kapın
Türk Futbol Tarihinde bir kez daha bir ilki gerçekleştiren Galatasaray'ımız uzun bir maraton sonucunda 17 Mayıs 2000 tarihinde İngiliz temsilcisi Arsenal ile UEFA Kupasının Finalini oynamaya hak kazandı. Her iki takımda finale gelene kadar önemli rakipleri saf dışında bıraktılar.
GALATASARAY 1) Cladio Taffarel 3) Bülent Korkmaz 4) Gherorghe Popescu 6) Arif Erdem 7) Okan Buruk 8) Suat Kaya 9) Hakan Şükür 10) Gheorghe Hagi 14) Fatih Akyel 16) Ahmet Yıldırım 17) Emrah Eren 18) Mehmet Yozgatlı 21) Alper Tezcan 22) Ümit Davala 23) Hasan Şaş 25) Gürol Azer 30) Kerem İnan 33) Hakan Ünsal 35) Carlos de Oliveria Capone 36) Mandinga dos S. Marcio 67)Ergün Penbe
ARSENAL 1) David Seeman 2) Lee Dixon 3) Nigel Winterburn 4) Patrick Vieira 5) Martin Keown 6) Tony Adams 8) Fredrik Ljungberg 9) Davor Suker 10) Dennis Bergkamp 11) Marc Overmars 13) Alex Manninger 14) Thierry Henry 15) Ray Parlour 16) Silvinho 17) Emmanuel Petit 18) Gilles Grimandi 19) Stefan Malz 22) Oleg Luzhnyi 24) John Lukiç 25) Nwankwo Kanu 31) Paolo Vernazza __________________________________________________ _
Futbolcularımız nasıl oynadılar :
TAFFAREL : Savunmasına güven verdi. Rakibe "Gol yemem" endişesini yaşattı. Overmars'ın alt köşeye giden topunu kornere çelerken ve Henry'nin kafa vuruşunu çıkarırken mükemmeldi. Gecenin kahramanıydı. CAPONE : Yurttaşı Silvinho'nun bindirmelerinde zorlandı. Okan'ın kendisine yakın olamaması yüzünden yalnız kaldı. Ayrıca Overmars'ın ataklarına da göğüs germek zorunda kaldı. POPESCU : Savunmasına derinlik kazandırdı ve tehlikeleri süpürerek ideal libero örneği verdi. Topları oyuna sokma yüzdesi de yüksekti. Usta, akılcı ve doyurucuydu. Penaltısı kupayı getirdi. ERGÜN : Ofansa pek çıkmadı. Taktik gereği Henry ve Berkamp'a yakın oynadı. Hakan Ünsal'ın girmesinden sonra daha etkili oldu. Savunması kusursuzdu. Penaltıların açılışında da harikaydı. OKAN : Ofans ile savunma arasında doğru pozisyon almada zamanlama sorunu yaşadı. Özveriyle mücadele etti. Yorgun düşünce maçı tamamlayamadı. ÜMİT : Dixon'ın sertliklerinden asla yılmadı. Sarı kart görme pahasına Keown da bu futbolcuyu durduramadı. Arif'e verdiği gollük pas enfesti. Penaltısı da görkemliydi. SUAT : Arkasındaki dörtlü savunma hattına soluk aldıracak bir ön libero görünümü verdi. Fizik yetersizliği kurallarını alt üst etti. HAGİ : Oyuna çok iyi başlayamadı ama klasını konuşturmak için fazla da beklemedi. Enfes, bitirici ve rakibi kahredici hareketler yaptı. Ama kırmızı kart görerek kariyerini gölgeledi. ARİF : İlk yarının bitimine doğru Ümit'in harika pasını, Adams'ın ofsaytı bozduğu pozisyonda yakaladı ama çok kötü bir vuruşla topu dışarı attı. Sürekli pozisyon aradı. HAKAN ŞÜKÜR : Performansı üst düzeydeydi. Spektaküler hareketler yaptı. Ama ilk yarıda düşerken röveşata ile vurduğu top üstten dışarı çıkarken, ikinci yarıda bir şutu direkten dönerken çok şansızdı. Penaltı golü ise çok şıktı. HAKAN ÜNSAL : Okan'ın yerine girdi ve takımına nefes aldırdı. Ergün'ün daha aktif olmasını sağladı. HASAN ŞAŞ : Uzatmanın ilk yarısında oyuna girdi. Hareketli ve arzulu bir performans sergiledi. AHMET : Oynadığı kısa süre içinde görevini eksiksiz yaptı. Takımının 10 kişi kalması yüzünden şanssızdı.
__________________________________________________ _ Gazetelerden bazı notlar...
500 milyon izleyici G.SARAY - Arsenal UEFA Kupası finalini 185 ülkenin canlı yayınlayacağı, yaklaşık 500 milyon kişinin maçı izleyeceği belirtildi. Danimarka'nın yayın kuruluşu DR'nin yetkilileri, stadda 300 spor yazarı, 140 foto muhabiri, 25 televizyon yorumcusu, 12 radyo spikerinin görev yapacağını açıkladılar.
Türkiye'den 55 uçak KARŞILAŞMA için Türkiye'den Danimarka'ya 55 uçak iniş yapacak. Dört uçağın dün gittiği belirtildi. Kopenhag'a bugün 20, yarın da 31 uçak iniş yapacak. Bu arada Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Kopenhag Brondby Belediye Başkanı Rasmussen'i ziyaret edecek ve kardeş belediye önerisi yapacak.
100 yıldan fazla tarihe sahip olan Galatasaray Spor
Kulübünün kuruluşu Galatasaray lisesinin sınıflarında başlamıştır.
Devlet adamı yetiştirmek amacı ile kurulan Galatasaray lisesi; II.
Beyazıt tarafından 1482'de Galata Sarayı adıyla açılmıştır.1 Eylül 1868
de ise okul modern şeklini almıştır. Bu yıllardan sonra okulda spor
alanında büyük çalışmalar başlamıştır. Monsieur Curel tarafından beden
eğitimi dersleri belli bir program doğrultusunda ve yeni aletlerle
yapılmaya başlanmış; bu da spor dalında ülkemizde bir devrim niteliği
taşımıştır.
Bu büyük atılımlardan sonra
Galatasaray lisesinde görev alan spor öğretmenleri jimnastik ve
atletizm dışında Galatasaray'ın her zaman önde olduğu yüzme ve kürek
gibi branşlar da eğitim vererek yine Türk Spor tarihinde bir ilke imza
atmışlardır. Bu atılımlar çok geçmeden birçok spor dalında meyve
vermeye başlamıştır.
Galatasaray lisesinde
öğrencilerin futbolla tanışması ise Faik Üstünidman'ın büyük katkıları
ile olmuştur. Galatasaray Lisesi'nin tören alanında oynanan ilk futbol
tam bir kör dövüşü olsa da futbol sevgisi artık Galatasaraylı
öğrencilerin kalbine işlemeye başlamıştır.
Ülkemizde
ki ilk futbol takımları ise İngilizler tarafından kurulmuştur. 1901'de
iki İngiliz James Lafontaine ve Horace Armitage; Rum ve İngiliz
futbolculardan oluşan Kadıköy Futbol Külübünü kurmuşlardır. Daha sonra
bazı sorunlardan dolayı takımda ki İngiliz futbolcular kendileri Moda
futbol takımını kurmuşlardır. Daha sonra bu iki kulüp diğer futbol
kulüpleri ile anlaşarak İstanbul Futbol Birliğini Kurmuşlar ve şuan
Şükrü Saraçoğlu stadının bulunduğu yerde düzenli maçlar yapmaya
başlamışlardır.
Türkiye deki ilk futbol
takımlarının hep yabancılar tarafından kurmuş olması Galatasaray Liseli
öğrencileri oldukça rahatsız etmiş ve kendi futbol takımlarını yani
tamamen Türklerden kurulu bir takım kurmayı düşünmeye yöneltmiştir.
1905
sonbaharında Galatasaray Lisesinin 5. sınıfında Ali Sami Yen
önderliğinde birkaç Galatasaray Liseli öğrenci bir futbol kulübü
kurmaya karar vermesiyle ilk temeller atılmıştır. Ali Sami Yen
önderliğinde birleşen Asım Tevfik Sonumut, Emin Bülend Serdaroğlu,
Celal İbrahim, Bekir Sıtkı Bircan, Reşat Şirvanizade, Refik Cevdet
Kalpakçıoğlu ve Abidin Daver Galatasaray'ın kurucuları olmuşlardır.
Galatasaray
ismi ise ilk olarak futbol takımının ilk maçında Rum takımını 2-0
yendikten sonra taraftarların oyunculara "Galata Sarayı efendileri"
olarak seslenmelerinden etkilenen kurucuların isim olarak "Galata
Sarayı" benimsemesiyle oluşmuştur.
Galatasaray'ın
kurucuları kuruluş amacı olarak ise Ali Sami Yen'in 50. yıl kitabında
ki şu sözlerle belirlenmiştir: "İngilizler gibi toplu halde oynamak,
bir renge ve isme sahip olmak. Türk olmayan takımları yenmek."
100
yıldan fazla bir tarihe sahip olan Galatasaray Futbol Kulübü ilk
kurucularından itibaren hep Türk futbolunu Avrupalı rakiplerinden üstün
bir konuma getirmeye amaçlamış ve bunu müzesinde ki sayısız yerel ve
ulusal kupayla tescillemiştir.
Futbol sahasında kırılmadık rekor bırakmadı! Sadece O'nu izlemek için
savaşa ara verildi. Hakem oyundan attığında olay çıkmaması için maça
geri alındı. Yetenekleriye dünyayı fethetti. "Siyah İnci" Pele'nin çok
özel hikayesi.
“Eğer mükemmel kelimesini kullanmak isterseniz, Pele neredeyse o
kelimenin tam ortasındadır. O, futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi
oyuncusudur,” sözleri Batı Almanya’nın eski yıldızı ve futbol adamı Franz Beckenbauer’a ait.
“Efsaneler yalnız yürürler, ama başardıkları ile birer masal kahramanı
olurlar ve yaptıklarıyla da kalbimize ulaşırlar,” sözleri Pele’yi
anlatmaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’a
ait. Kissinger’ın sözü ise şu şekilde devam ediyor, “Futbolu sevenler
için ise Edson Arantes do Nascimento ya da bilindiği adıyla Pele
laflarımı tamamlayan bir kahramandır.”
“Pele.” Kısa bir isim ama çok uzun bir anlam içeren Edson
Arantes do Nascimento’nun dünya üzerinde herkes tarafından bilinen adı.
İsmin nereden geldiğini anlatan yüzlerce hikaye var ama hiçbiri bu
fenomenliğin boyutunu izah etmeye yetmiyor.
Herşey Brezilya’nın ufak köylerinden birinde başladı, Dico
takma adını taşıyan genç, en çok sevdiği şeyi yani futbolu, mahalledeki
her çocuktan daha iyi oynarken! Bir gün diğer çolcuklar O’nu Pele diye
çağırmaya başladılar. O bu “yeni” ve Portekizcede bir anlamı olmayan
takma adın nereden geldiğini bilmiyordu ve beğenmedi de. Dico uzun süre
diğer çolcuklarla bu konuda kavgalar etti ve bu takma adın kendisine
yapılan bir hakaret olabileceğini düşündü ama “Pele” takma adı
yapışmıştı bir kere.
Bir atlet olan Pele, Dünya’da da bir anda tanındı. 1958’de
insanlar televizyondan yayınlanan ilk Dünya Kupası’nı izlerken, siyah
beyaz ve çok da iyi göstermeyen ekranlarda 17 yaşındaki sıska çocuğun,
birçok tecrübeli isim arasında yaptıklarına şahit olmaya başladılar.
Pele çelimsiz yapısıyla herkesin etrafında dairiler çizerken, rakibi
ters ayakta yere mıhlarken, birbirinden estetik çalımlarla ilerlerken
görüntülendi sayısız defa. O Dünya Kupası’nın sonunda da Pele adı bir
anda bütün Dünya’ya mıhlandı!
1960 ve 70’lerde, Pele kulübü Santos ve Brezilya Milli
Takımı’yla Dünya’yı dolaştı. 22 yıllık futbol kariyerinde 1.281 gol
kaydetti. Pele adı öyle bir hal aldı ki dönemin insanları görmeden de
hakkında söylenen herşeye inanmaya başladı. O’nun fanatikleri O nereye
giderse O’nunla seyehat etti. O dönemde Pele’nin yarattığı etki ancak
Muhammad Ali’de görülebiliyordu!
- Nijerya’da sadece O’nun futbolunu izleyebilmek için Biafra ile yapılan savaşta iki günlük ateşkes ilan edildi.
- İran Şahı sadece 2 dakika konuşabilmek için üç saat Pele’yi havaalanında bekledi.
- 1970’lerde yapılan bir ankette Pele’nin adı Avrupa’nın en çok
tanın markaları listesinde sadece Coca Cola’nın arkasında kalarak
ikinci sırada yer aldı.
Pele’nin yetenekleri ve golleri O’nun sahadaki ateşi oldu. Pele 19
Kasım 1969’da 1.000. kez rakip fileleri havalandırırken Brezilya’nın
tamamında kutlamalar yapıldı. Ama O bile ertesi gün manşetleri
paylaşmak zorunda kaldı, çünkü ne de olsa Amerikalıkların Conrad ve
Bean’i Aya adım atmıştı.
Edson Arantes do Nascimento 23 Ekim 1940’da Dondinho ve Dona
Celeste’nin çocukları olarak, oldukça fakir bir bölge olan Tres
Coracoes kasabasında Brezilya’nın güneydoğusundaki Minas Gerais
eyaletinde doğdu. Pele’nin babası yerel ama profesyonel bir
futbolcuydu. Ayrıca bir maçta kafasıyla 5 gol attığı da kayıtlarda yer
alan bir yetenekti.
Pele ise iyi bir futbolcu olduğunu Bauru Athletic Club’da
göstermeye başladı. Yetenekleri Dünya Kupası’nda oynamış olan eski
yıldızlardan Valdemar de Brito tarafından farkına varıldı. O da bu
genci Santos’a götürdü. O dönemde Brezilya’nın orta sınıf takımlarından
olan Santos, Pele’li kadrosuyla Brezilya devlerinden biri olmanın neye
benzediğini öğrenmeye başladı. Pele Santos’taki ilk tam sezonunda gol
kralı olurken rakiplere 32 gol kaydetti. Kısa süre sonra da bu genç
adam henüz 17 yaşındayken 1958 Dünya Kupası için Brezilya Milli
Takımı’nın kadrosuna alındı.
Pele İsveç’teki turnuvada ilk iki maçı dizindeki sakatlık
sebebiyle kaçırdı. Ama kaybettiği zamanı çeyrek finalde maçı kazandıran
golü kaydederek telafi etti ve yarı finalde de hat-trick yaptı. Finalde
de iki gol kaydeden Pele bir anda kendisini takım arkadaşlarının
omuzlarında bulurken, ülkesinin kazandığı ilk Jules Rimet Kupası’nı
havaya kaldırdı.
Brezilyalı yazar Nelson Rodrigues Pele için “Kral” dedi.
Gazeteci Joao Luiz de Albuquerque Pele gerçeğini anlatırken, “O tünelin
ucundaki ışıktı. Bütün fakirler, “Hey bu adam yaptı, başardı, ben de
başarabilirim” dedi. O Brezilya’nın tamamını arkasında sürüklemeyi
başardı” ifadelerini kullandı.
Futbol Kralı’na Avrupa’dan gelen her teklif yeni bir rekordu.
Özellikle İtalyan devi Inter’in o dönem kimsenin cesaret dahi edemediği
milyonlarca doları Pele için hazırladığını açıklaması, herkesi “Pele
gidecek” diye korkutuyordu. Ama Pele kaldı ve Brezilya Başkanı Janio
Quadros da Pele’yi “Ulusal Hazine” olarak ilan etti.
Yeniden yapılanan Santos da Pele ve diğer yeni oyuncuları sayesinde
hızla yükselişe geçerken, uluslararası arenada “Futbolun Harlemi” takma
adıyla anılmaya başladı. Santos’da yapılan ödemelerin yarısı Pele’ye
giderken O da Dünya’nın En Çok Kazanan futbolcusu oldu. O dönemde
Pele’nin futboldan kazandığı yıllık geliri 150.000 doları geçiyordu.
1960’larda Santos ile harikalar yaratan Pele, 1962 ve 66 Dünya
Kupaları’nda zor anlar yaşadı. 62’de sakatlıklarla boğuşan Pele
Meksika’yı 2-0 yendikleri maçta golünü kaydetti ve bir de assit yaptı
ama Çekoslovakya maçında uzun mesafeden şut çekerken sakatlandı ve
turnuvayı da o şekilde tamamladı. Pele’nin yedeği olarak Amarildo
takımda kendine yer bulurken Amrildo ve Garrincha’nın performansları
ile Brezilya ikinci kez Dünya Kupası’nın kazanmayı başardı.
Pele 1966 Dünya Kupası’nda yeninden sahne aldı ama Brezilya’nın peşe
peşe üçüncü Dünya Kupası’nı kazanarak beklenmeyeni yapma hayalleri
Pele’nin sakatlığına takıldı ve Portekiz maçında aldığı darebelerin
ardından turnuvayı yarım bırakmak zorunda kaldı. Pele ülkesinin 3.
Dünya Kupası’nı kazanmasını o sene sağlayamadı ama 3 Dünya Kupası’nda
da gol kaydeden ilk isim oldu. Brezilya o sene 3 maçından 2’sini
kaybederek halay kırıklığı yaşadı.
Meksika’daki 1970 Dünya Kupası ise Pele ve Brezilya için
farklı bir hikaye oldu. Pele’nin yetenekleri zaman zaman sorgulanırken,
Pele, “Bir Dünya Kupası’nda da tekme yemeden devam edebilmek istiyorum.
O zaman beni sorgulayabilirsiniz” açıklamasını yaptı.
Pele o turnuvada da tekmeler almaya devam etti ama “Futbolun Kralı” 3
haftalık turnuvada, 4 gol kaydetti ve 6 da asist yaptı. Brezilya final
maçında İtalya’yı 4-1 yenerken Pele’nin kaydettiği ilk gol ülkesinin
Dünya Kupası’ndaki 100. golü oldu.
Bir süre sonra final maçında Pele’yi savunan Tarcisio Burgnich bir
açıklama yaptı, “Maçtan önce kendime şunu dedim, “O da bizler gibi
etten ve kemikten biri” ama yanılmışım.”
Pele üç Dünya Kupası kazanan ilk isim olurken, Brezilya da Jules Rimet Kupası’nın tamamıyle sahibi olmayı başardı.
1974’te “Siyah İnci” lakaplı futbolcu Santos ile son maçına çıktı.
Futbolu bırakmayı planlayan Pele yaptığı kötü bir iş anlaşmasından
dolayı 1 milyon dolarlık bir borca girdi ve bir süre daha sahada
kalmaya karar verdi. Avrupa’nın devleri yine atağa geçtiler ama o Kuzey
Amerika Ligi’ni tercih etti ve Amerika’ya futbolu sevdirmek adına New
York Cosmos’a transfer oldu.
“Pele’nin, Kral’ın Kuzey Amerika’da sadece 1.500 kişiye top oynayan
ufak bir takıma gelmesini düşünmek sadece bir hayaldi,” diyen Cosmos
Müdürü Clive Toye, Pele’nin neden Cosmos’u tercih ettiğini
açıklamasının sonuna sakladı, “O’na İspanya’ya gitme, İtalya’ya gitme,
oralarda sadece şampiyonluk kupası kazanırsın ama buraya gelirsen bir
ülkeyi kazanırsın.”
1975’te Pele 3 yıllığına 2.8 milyon dolarlık bir anlaşma ile Cosmos’a
transfer oldu. O’nun bu lige gelmesiyle taraftar sayısında 75 ile 77
yılları arasında yaklaşık %80’lik bir artış oldu. 1975 (7,597) - 1977
(13,584).
1977’de Cosmos’u lig şampiyonluğuna taşıyan Pele son maçını da o sene bir ülkeyi kazanmış olmanın verdiği gururla oynadı.
“Dev” Giants Stadyumu’ndaki kasvetli günde, Pele bir 45 dakikayı
Cosmos ile diğer 45 dakikayı da Santos formasıyla tamamladı ve son
golünü de kaydetti. Brezilya gazetelerinden birinde çıkan manşet,
atmosferi açıklamak için fazlasıyla yeterliydi, “Gökyüzü dahi dayanamdı
ve ağladı.”
Pele profesyonel futboldan emekli olduktan sonra atlet olduğu zamanki
enerjisini bu sefer de futbol elçisi olarak kullanmaya başladı.
Yayınlara katıldı, köşe yazıları yazdı, Coca Cola, Master Card ve
Viagra’nın projelerinde yer aldı. Hatta 1994’de Brezilya’nın Spor
Bakanı olarak politikaya dahi karıştı.
Pele futbolu bırakalı 30 yıl oldu ama O hala bir ülkeye gittiğinde
caddeler tıkanıyor ve sokaklar “Kral” için yeterli olmuyor, ya da
katıldığı bir yayın istisnasız bir şekilde rayting rekorlarını krıyor.
Bir gazeteci bir gün Pele’ye sordu, “Tanrı mı daha çok tanınıyor?”
Pele kısa bir cevap verdi, “Dünya’nın bazı bölgelerinde Tanrı
bilinmiyor.”
Pele ile ilgili Kısa ve Öz
- Pele 1956’da 15 yaşındayken ilk kontratını Santos ile imzaladı. Aylık 10 dolara...
- Pele ilk kazandığı parayla annesine gazla çalışan bir fırın aldı,
annesi Pele’ye çok teşekkür etti ama herkese bu fırını
kullanamadıklarını bir sır olarak saklamalarını söyledi. Çünkü
bulundukları bölgeye gaz hizmeti çok sonraları gelecekti.
- 1959’da Pele kendi rekorunu kırarak bir sezonda 129 gol kaydetti.
- 5 Mart 1961’de Pele “Gollerin Golü’nü” kaydetti, topu kendi ceza
sahasında alan “Siyan İnci” bütün Fluminense takımını tek tek çalımladı
ve hiç pas vermeden girdiği Flumimnense ceza sahasında golünü de
kaydetti. Bu golün ardından yapılan özel plaket Pele’yi onurlandırmak
amacıyla Rio de Janeiro’daki tarihi Maracana Stadyumu’nun girişine
asıldı.
- Pele, Santos’u iki kez 1962 ve 63’te FIFA Kıtalararası Kulüpler
Şampiyonası’na taşıdı. 1962’deki finalde Portekiz ekibi Benfica’yı 5-2
yenen Santos’ta Pele hat-trick yaptı.
- 1969’da Kolombiya’da yapılan maçta Pele hakemle girdiği
tartışmanın ardından oyundan atıldı. Ancak Pele oyuna hemen geri alındı
çünkü polis olayların çıkmasından korkmuştu.
- Pele 6 kez bir maçta 5’er gol kaytdetti. 30 maçta da 4’er gol kaydeden “Siyah İnci” tam 92 maçta da hat-trick yaptı.
- 1994-98 yıllarında Brezilya Spor Bakanlığı’ni üstlenen Pele, Pele
Kuralı’nı hayata geçirmeye çalıştı ve Brezilyalı oyuncuların haklarını
koruyan bu yasa 2001’de yürürlüğe girdi.
- Amatör bir müsizyen olan Pele, gitar çalıyor ve kendi yaptığı müzikleri kaydediyor.
- 1999’da Uluslararası Olimpiyat Komitesi, hiçbir Olimpiyat’ta yer almamış olmasına rağmen Pele’yi “Yüzyılın Atleti” seçti.
- Fransa’nın ünlü spor dergidi L'Equipe de Pele’yi “Yüzyılın Sporadamı” seçti.
- 1966’da Pele, Rose Cholby ile evlendi, ikili 1978’de boşandı, üç çocukları bulunuyor.
- Pele'nin çocuklarından Edinho babasının ayak izlerini takip etti
ve Santos’da profesyonel olarak futbol oynadı ama tek bir farkla,
Edinho kaleciydi.
- Pele 1994’te yeniden evlendi ve eşi Assiria Seixas Lemeos ile
birlikte Joshua adından erkek ve Celeste adında kız ikizleri oldu.
- Pele’nin evlilik dışında da iki kızı bulunuyor.
Doğum Tarihi: 21/03/1980 Milliyeti: Brazilian Doğum yeri: Porto Alegre Milliyeti: Brazilian Boy; 180cm Kilo;: 80kg Mevkisi: Forward Sırt Numarası: 10
21 Mart 1980 tarihinde Brezilya'nın Porto Alegre şehrinde çok fakir bir ailenin çocuğu olarak doğmuştur. Aile geçimini Ronaldinho'nun ağabeyi Assis'in futboldan kazadıklarıyla sağlamaktaydı. Ülkenin yarısından fazlasının fakirlik çektiği Brezilya'da hemen hemen her çocuğun kurtuluş yolu olarak görülen futbol Ronaldinho için de bir hedefti. İlk idolü ve hocası da Asssis oldu.
Kulüp Kariyeri
Adını ilk olarak Mısır'da yapılan 17 yaş-altı Dünya Kupası'nda gol kralı olarak duyuran Ronaldinho, ilk profesyonel anlaşmasını 1998 yılında Gremio Kulübüyle yaptı. 2001 yılına dek oynadığı bu kulüpten ayrılıp Paris-Saint Germain'e 5 yıllık imza attığında, iki takım arasında bonservis bedeli konusunda anlaşmazlık çıktı. Bu anlaşmazlığın hukuki alana taşınması sonucu Ronaldinho 6 ay futboldan uzak kaldı. Sonunda 4,5 milyon dolarlık bonservis bedeli tespit edildi ve Ronaldinho tekrar futbola döndü. PSG'deki ilk yılı pek de parlak değildir. Özellikle Ronaldinho'nun Paris gecelerine düşkünlüğü yüzünden teknik direktörü ile yıldızı barışmadı. Fakat 2002 yılındaki başarılarıyla daha büyük bir takıma gitmek istediğini açık açık söyledi. Fakat sözleşmesi yüzünden takımında kalmak zorunda kaldı. Fakat PSG, 2003 yılında Avrupa Kupaları'na katılma hakkı kazanamayınca Ronaldinho'yu satış listesine koymak zorunda kaldı. Alıcı adayları listesinin an başında David Beckam'ı Real Madrid'e kaptıran Manchester United vardı. Hatta Ronaldinho neredeyse Manchester'lı kabul ediliyordu. Fakat elini çabuk tutan FC Barcelona 19 Temmuz 2003 tarihinde, 27 Milyon Euro bonservis bedeliyle transferi bitirdi. FC Barcelona'daki ilk maçına 27 Temmuz 2003 tarihinde çıkmış, çok istediği İspanya Lig Şampiyonluğunu ise 2004-2005 sezonunda ulaşabilmiştir. Şu an en büyük hedefi Şampiyonlar Ligi'ni kazanmak olduğunu söyleyen Ronaldinho halen FC Barcelona'nın en büyük hücum gücüdür.
Milli Takım Kariyeri
1999 yılı, bu güne kadar 42 kez milli formayı giyen Ronaldinho'nun, milli takım kariyerinin başladığı yıl oldu. Amerika Kupası için milli takıma çağrıldı ve 26 Haziran 1999 tarihinde ilk defa milli formayı giydi. Bu turnuvada Paraguay'a attığı gol, millli takım adına attığı ilk gol olarak kayıtlara geçti. 2001-2002 yılında futboldan uzak kaldığı 6 ay yüzünden 2002 Dünya Kupası için Brezilya Milli Takım'ına alınmayacağı düşünülüyordu. Fakat dönemin teknik direktörü Felipe Scolari beklentileri boşa çıkardı. Ronaldinho oynadığı futbol ve attığı iki gol ile Scolari'nin ne kadar doğru yaptığını göstermiş oldu. Özellikle 30-35 metreden İngiltere attığı gol jeneriklikti. Zaten Dünya Kupasını da kazanan Brezilya oldu.
Öznitelikleri
Dünyada yükselen pres, fizik-kondisyon ve oyun bozmaya dayalı, savunma ağırlıklı futbol anlayışına karşı sürat, teknik, yaratıcılık ve oyun kurmaya dayalı estetik futbol anlayışının en büyük temsilcisi olan Ronadinho'nun en büyük futbol yeteneği hiç kuşkusuz topa olan hakimiyeti. Kısa vuruşlarla top sürme, kısa alanda çalım, bacak arası gibi bilinen her türlü adam adama hücum varyasyonlarında üstün bir yeteneğe sahip olamasının yanında kendine has yan çalımlarında top, ayağına yapışıkmış görüntüsü verir. Bu top hakimiyeti, sürati ve vücut çalımı ile birleşince neredeyse tutulmaz bir oyuncudur. 2 Aralık 2004 tarihinde Şampiyonlar Ligi grup maçlarının dördüncüsünde, AC Milan'a karşı maçın sonlarına doğru, bütün bir takıma vücut çalımı atarak kaydettiği gol yeteneklerinin özeti gibidir. Sürati dolayısıyla açık alanda da çok tehlikelidir. Ayrıca serbest vuruştan veya oyun içinde mesafe ne olursa olsun gol atabilir.
Ağırlıklı olarak sağ ayağını kullanır. Gerek maç esnasında, gerek serbest vuruşlarda mesafa tanımaksızın kaleyi bulabilir. Ama gol atmaktan kadar attırmayı da sever. Verdiği uzun mesafeli paslar da çok başarılıdır. Hem süratli hem de çabuk olma vasfına sahip ender oyunculardandır. Bu yüzden hem açık alanda hem de dar alanda çok tehlikelidir.
Her ne kadar oyun kurucu vasıfları olsa da Ronaldinho klasik anlamda bir oyun kurucu değildir. Daha çok hücum hattı ile orta sahanın arasında serbest adam veya ileriye dönük orta saha oyuncusu olarak sol iç koridorda oynar. Oyun kurgusunu değiştirme, gerekirse oyunu yavaşlatma gibi kabiliyetleri olması gereken oyun kurucu gibi takım sisteminin gerçek ağırlık merkezi değildir. Fakat sahip olduğu hücum gücü, ağırlık merkezinin ona kaymasını sağlar.
Maradona, Pele gibi gösteri özellikli kaliteli futbolcuların günümüz temsilcisidir. Çalım yeteneğini geliştiren ve yeni çalım stilleri bulan/uygulayan bir futbolcu olarak -yaşı da dikkate alınırsa- futbol tarihine geçeceği kesin gibidir. Ayrıca diğer teknik futbolculardan farklı olarak savaşçı ve mücadeleci yapısı farklılığını belirginleştirmektedir.
Sonradan Yen soyadını alan Ali Sami bey, 20 Mayıs 1886'da İstanbul`un
Kandilli semtinde doğdu.Babası, ünlü edebiyatçılarımızdan Şemsettin
Sami' ydi. Galatasaray Lisesinde okudu ve futbol oynadı. 1905 yılında
Galatasaray Lisesi'nden arkadaşlarıyla birlikte Galatasaray Kulübünü
kurma kararını aldı ve Kulübün bir numaralı kurucu üyesi oldu. Ali Sami
Yen ayrıca Türk futbolunun önde gelen örgütleyicilerinden de biri oldu.
Yen 1923 yılında kurulan Türkiye idman cemiyetleri İttifakı'nın
kurucuları arasında yer aldı ve başkanlığını yaptı. 1924 Paris
olimpiyatlarına katılan Türk kafilesinin başkanlığını yaptı. 1926-1931
yılları arasında Türkiye Milli Olimpiyat komitesinin başkanlığı
görevini yürüttü. Galatasaray'da 1905-1918 arasında 13 yıl, 1925'te 1
yıl olmak üzere iki dönemde 14 yıl başkan olarak hizmet verdi.Ali Sami
Yen' in Sarı Kırmızılı kulübe önemli bir katkısı da Galatasaray
Müzesinin kurulması oldu. 1905 yılında yönettiği Moda-Kadıköy
karşılaşması nedeniyle, Ali Sami Yen' in ilk Türk hakem olabileceği de
çeşitli kaynaklarda yazılıdır. Mili Takımın Romanya ile yaptığı ilk
maçta, teknik adam olarak takımın başında o vardı. Bu görevi de bir
süre yürütmüş, yani Türk Milli Takımın ilk teknik direktörü olmuştur.
Galatasaray Spor Kulübü'nün kurucusu Ali Sami Yen'nin adı bugün takımın
her maçını oynadığı stada verilerek ölümsüzleştirildi. Ali Sami Yen
1951 yılında vefat etti ve Feriköy mezarlığında toprağa verildi.
Ali Sami Yen, sadece Galatasaray' ın değil Türk sporunun en seçkin
kişiliklerinden biriydi. Onun açtığı yoldan pek çok sporcu, teknik adam
ve yönetici yetişti. Bunlar sadece Galatasaray' a değil Türk sporuna da
büyük hizmetler verdiler. Atletizm, basketbol, voleybol gibi öteki spor
dallarında da Galatasaray' lılar sadece öncü olmakla kalmadılar,
sporcu, teknik adam ve yönetici olarak da bu sporların ülkemizdeki
gelişiminde çok önemli roller oynadılar. Kısacası, Ali Sami Yen sadece
Galatasaray kurucusu olarak kalmadı, Türk sporunun da pek çok
kuruluşunun temelinin atılmasını ve yükselmesini sağladı. Böylece
Galatasaray' lıların çok önemli bir özelliklerini de en çarpıcı biçimde
ortaya koymuş oldu. Bu gelenek hep devam etti. Galatasaraylılar her
zaman ülke sporuna çok önemli hizmetlerde ve katkılarda bulundular.
Türkiye'nin en büyük golcülerinden biri olarak kabul edilen Metin Oktay 1936 yılında İzmir'de doğdu. 1954 yılında Yün Mensucat takımından İzmirspor'a transfer olan Metin Oktay aynı sezon 17 gole imza atarak 2.Lig'de gol krallığını ilan etti.Böylece Metin Oktay'ın gol krallığı dönemi başlamış oldu. 1955 yılında Gündüz Kılıç, Metin Oktay'ı 5 yıllık sözleşme karşılığında Chevrolet marka bir otomobil vererek sarı kırmızılı renklere bağladı.Galatasaray'da oynamaya başladığında henüz 19 yaşındaydı. Fakat genç yaşına rağmen Galatasaray camiasına çabuk ısındı ve daha ilk sezonunda 19 gol atarak gol kralı oldu.
Aynı sezon Galatasaray da İstanbul Ligi'nde şampiyon oldu. Yalnız 1961-62 sezonunu İtalya'nın Palermo takımında geçiren Metin Oktay 1969 yılına kadar Galatasaray forması giydi. Futbol hayatı boyunca 6 kez gol kralı oldu ve 217 gollük bir rekora imza attı. Bu rekor 1988 yılında Tanju Çolak tarafından kırıldı. Taçsız Kral olarak anılan Metin Oktay derbi maçlarının büyük golcüsüydü. Ağları delip geçen meşhur golüyle birlikte Fenerbahçe'ye tam 18 gol atan Metin Oktay, Beşiktaş'a da 13 gol attı.
36 kez A Milli Takım'da oynayan Metin Oktay bu formayla da 19 gol attı. Hayranlarınca daha çok 'Kral' olarak bilinen efsanevi oyuncu Metin Oktay, Türk futbol tarihindeki her rekoru kırdı: En çok gol atan oyuncu (632), birkaç sezon aralıksız en çok gol atan oyuncu (11), tek sezonda en çok gol atan oyuncu (38), uluslararası bir müsabakada en çok gol atan Türk oyuncusu (19).
Taçsız kral 1969 sezonunda futbola veda etti. 1991 yılında vefat eden Metin Oktay Galatasaray Spor Kulübü'nün efsaneleşmiş golcülerinden biridir.
1965'te Köstence'de doğan Gheorghe Hagi, futbola 1979-80 sezonunda Farul Köstence takımında başladı.
1983-84 sezonunda Spartul'a transfer olan Gheorghe Hagi 1985 yılında Romanya'nın en iyi oyuncusu olarak seçildi. Daha sonra Steaua'ya geçen Hagi bu takımla 3 lig şampiyonluğu bir de Avrupa Süper Kupası'nı kazandı.
1990 Dünya Kupası'nda sergilediği futbol ile dikkatleri üzerine çeken Gheorghe Hagi, Real Madrid'e transfer oldu. Bu forma altında 64 lig maçına çıkan Gheorghe Hagi 1992 yılında İtalya'nın Brescia takımına geçti.
1994 Dünya Kupası'nda yine nefis bir performans sergileyen Gheorghe Hagi İspanya'ya geri dönerek Barcelona'da forma giymeye başladı.
Geroge Hagi 1996 yılında Galatasaray'a katıldığında futbol otoritelerinin olduğu gibi hayranlarının da kafalarında çok sayıda soru işareti vardı.
Gheorghe Hagi kendisini eleştirenlere karşın, ilk üç maçındaki galibiyet golleriyle Galatasaray'da etkisini kısa süre içinde gösterdi. Metin Oktay, Turgay Şeren veya Fatih Terim gibi kült oyuncuların ölesiye özlemini çeken taraftar Gheorghe Hagi'yi bağrına bastı. Çok geçmeden Ali Sami Yen'in yanısıra dört bir yandaki stadyumlar 'I Love You Hagi' şarkıları ve sloganlarıyla yankılanmaya başladı. 4 Lig Şampiyonluğu, UEFA Kupası ve Süper Kupa'nın kazanılmasında büyük rol oynadı. Futbola veda ettikten sonra Romanya Milli Takımı'nın başına geçen Hagi takım finale çıkamayınca görevinden ayrıldı. 2003-2004 sezonunda Bursaspor ile anlaşan Gheorghe Hagi, 12. hafta sonunda yeşil-beyazlı kulüpten istifa etti. Aynı sezonun sonunda Fatih Terim'in Galatasaray'dan ayrılmasıyla 27. Hafta'da Galatasaray'ın yeni teknik direktörü olan Hagi, Galatasaray'ı 2004-2005 sezonu boyunca çalıştırdı. Bu süreçte Fenerbahçe’yi tarihi farkla yenerek 5-1 kazanılan final maçının sonucunda Galatasaray’a 14. Türkiye Kupası’nı kazandıran kadronun da başındaydı.
Çoğu insan onu 'Türkiye'de oynayan gelmiş geçmiş en iyi yabancı oyuncu' diye tarif ediyordu. Nefes kesen serbest vuruşları, zarif çalımları, öldüren sol ayağı, dayanıklı mizacı ve kişiliği dünyanın her yanındaki Galatasaray hayranlarının aklında ve gönlündekini yerini hala koruyor. Bugün 10 numaralı forması Galatasaray Müzesi'nin duvarlarında asılı duran iki formadan biri; öteki de Metin Oktay'a ait.
tüm dünya ligleri puan durumu
futbol,basketbol,yüzme gibi çeşitli sporlar
haberler
msn nickleri,avatarlar
gs sözleri
resimler,videolar,yazılar
gs tarihi
birazda gülelim kısmı çok gülceksiniz
hepsi ve daha fazlası bu sitede